Çocukken geçirdiğim yeni yılları düşünürken, hep kocaman “HOŞGELDİN” yazısının ağaçlarla, karlarla süslenmiş hali canlanıyor zihnimde. Yeni yılın yeni heyecanlarla, umutlarla dolu bir bilinmeyen olmasından kaynaklı herhalde biz de mutlu ve neşeli olurduk o akşamlarda. Tabi bir de gözümde canlanan; kocaman meyve tabaklarındaki çeşit çeşit meyveler. Sanırım o yıllarda beklentilerimiz, güzel bir meyve tabağını görerek mutlu olabilecek kadar safmış. Bugüne kadar hafızamda kalıp, yüzümü güldürebildiğine göre…
Kıssadan hisse…
Bu sene ‘yeni yıla’ girerken aklımdan hep bir fıkra geçti. Fıkra şöyle:
“Adamın biri yeni yıl günü yani yılın son günü sokakta yürüyüp, evine doğru ilerlerken karşıdan mahallenin hocası gelmektedir. Adam hocanın elindeki malzeme ve kutlamalardan yeni yıl kutlamasına gittiğini düşünerek şaşırır ve hocaya hınzır bir ifade ile sorar: Ooo Hoca Efendi, hani sen yeni yıl kutlamazdın? Günah diyordun, ne oldu? Hoca hemen cevap verir: ben yeni yıl kutlamaya gitmiyorum, yılın sonunu kutlamaya gidiyorum. Malum, ne kötü bir yıl bitti!”
Bizimkide o hesap sanırım. 2009’un bitişini mi kutladık yoksa tüm bilinmezlerle, adaletsizlikler ve zamlarla bizleri karşılayıp bekleyen 2010’un gelişini mi, bilemiyorum. Durup da “van minüt” diyerek, geçen yılı düşünenleriniz varsa yeni yıla girerken, çokça “minüt” harcamış olmalılar. Çünkü, ben de öyle oluyor.
Hangisi en kötüsü!
Hep kötü şeyler mi hatırlanır geçmişten? Daha mı çok iz bırakırlar ya da hatırlanacak iyi şeylerin varla yok arası bir yerlerde olmasından mıdır bilmiyorum fakat… İlk aklıma gelenler; selde yaşamını yitiren kadın işçiler, madendeki patlama, Mardin’in Bilge Köyü’nde katledilen 44 kişi, yıl boyu benim gündemimden hiç düşmeyen çocuklar, Hakkari’de Seyfi, Diyarbakır’da Ceylan ve ‘dağlar, taşlar’ sebebiyetiyle yargılanan ‘Kürt’ çocuklar. Sonra bolca açılım geliyor aklıma. Farklı farklı isimlere sahip olan fakat gördüğümüz üzre pek de iyi olaylarla sonuçlanmayan, herkesin kendince bir hukuk arayışına girdiği açılımlar. Ve sonuçta sokaklardan savaş görüntüleri. Sonunun nereye varacağını tahmin edemediğimiz ve o son bir türlü gelmeyen Ergenekon. Bu şekilde uzayıp gidiyor beynimdeki liste. En acısı, en son geliyor ve oturuveriyor orta yere. Birbirini sevmeyen, nefret eden insanlar ve hatta bir ülke. Durmadan ‘öteki’ var eden olaylar, karmaşalar.
Yine ve yine, her zaman… Umut!
Tüm bunları düşünürken 2010’a mutlu girmek zor gibi gözüküyor değil mi? Oysa biz bu memleketi bütünüyle seviyoruz. Öyle lafta değil, dağlar ve politikalar arasına yaşama tutunmaya çalışan ufacık bedenlerin zihinleriyle beraber umut ediyoruz geleceği. Bu ülkenin daha çok umuda ihtiyacı var çünkü. Daha çok anlayışa, hoşgörüye ve en önemlisi konuşabilmeye… Dayatmaya, silahlara değil, anlaşmaya ve tüm ‘ötekileri’ bizden yapmaya.
İşte tüm bunlar tekrar söyletiyor bana, 2010’la ilgili hayal kurarken. Hoş gel 2010!